İthal dizi tutkunlarının sevdiği kahraman, ALF, yıllar sonra televizyon ekranlarımızda yeniden hayat buldu. Ancak bu sefer Türkleşmişti. Şadi oluvermişti bir anda. Çok geçmeden bunun bir kelime oyunundan ibaret olduğunu anlayıp Şadi'nin aslında İdaş'ın tersten okunuşu olduğunu kavrayıverdik. Peki böyle bir ihtiyaç nereden doğmuştu?
Yıllar önce izleyenin çok olduğu bir diziydi Alf. Türk televizyonları o zamanlar yabancı dizilerle yeni tanışıyordu. İthal dizi tutkunlarının sevdiği bu kahraman yıllar sonra televizyon ekranlarımızda yeniden hayat buldu. Ancak bu sefer Türkleşmişti. Şadi oluvermişti bir anda. Çok geçmeden bunun bir kelime oyunundan ibaret olduğunu anlayıp Şadi'nin aslında İdaş'ın tersten okunuşu olduğunu kavrayıverdik. Peki böyle bir ihtiyaç nereden doğmuştu?
Orijinal Alf ile Türk versiyonu olan Şadi'nin karakteristik özelliklerine bakıldığında oldukça fazla benzerlik olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Taklit demek belki sert kaçacağından yoğun bir esinlenmenin yaşandığı tartışma götürmeyecek kadar ortada. Alf'i hatırlamayanlarımız için belirtmekte fayda görüyorum ki, Alf kedi yiyen tüylü bir canlı. Uzaydan gelen ve orijinal haliyle sevimli elbette Müşfik Kenter'in dublajıyla daha bir kişilikli olan bu kahraman kendine has espiri anlayışı ve çoğunlukla dinlenme haliyle yanlarına yerleştiği aileye zor olduğu kadar keyifli anlar yaşatıyordu.
Gelelim Alften bozma yeni reklam yaratığımız Şadi'ye… Ne kadar ilginçtir ki yoğun esinlenme hemen etkisini gösteriyor ve ilk etapta espirili bir portre çizen Şadi yanında himaye edildiği aileye muhalefet ve bilmiş tavırlarıyla kendini gösteriyor. Komik olmaktan oldukça uzak olmasına karşın sit-com (durum komedisi) lara özgü sahte gülme efektleri ile bize ne kadar da espirili olduğu anlatılıyor. Bu noktada aklıma takılan İdaş'ın Amerikan country tarzı bir oturma grubu ya da benzeri yepyeni ama dış pazara yönelik bir ürünün reklamını yapıp yapmadığı olmuştu. Benim bildiğim 1965 yılından beri üretim yapan bu firmanın, menşei Amerika olan bir diziden araklanmış bir kahramanla özdeşleştirilmeyi istemesi ancak bu şekilde açıklanabilirdi çünkü.
Kanımca kimse “Aaa bak Şadi, bu olsa olsa İdaş'ın tersten okunuşudur. O zaman ne duruyoruz haydi doğru bir İdaş bayine“ dememiştir. Herkes ya sevdiği ya da pek hoşlanmadığı Alf'i anımsadı, bu nokta da şüphe yok. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor denerek bir nevi yaş krizi yaşanmadı da değil hani. O zamanki çocuklar bugünkü gençler... Peki o zaman neden böyle kötü taklit edilmiş peluş bir canlandırmaya gidilme gereği duyuldu? Gelelim peluş bir uzay yaratığı fikrine. Bu fikir eğer farkında olmadan bilinçaltımıza bize yumuşak , sevimli ve bu dünyadan olamayacak yani sektördeki diğerlerine benzemeyecek kadar farklı bir ürün imajı vermeyi amaçlıyorsa, tekrar söylüyorum ben İdaş bayilerine koşan bir kitle göremedim ya da oturduğum semtten geçmediler.
Kötü bir taklitden öteye gidememiş İdaş maskotu bize sadece dikkat çekmeye yönelik bir kampanya izlenimi verdi. Satışlarda bir artış oldu mu bilinmez ancak yaptığımız ufak çaplı araştırma sonuçları reklamın sevilmediği yönünde. Köklü bir firmanın çok geç kalınmış bir işe soyunduğunu söylemekte fayda var. Sektöre yeni giren bir marka belki bir maskotla anılmayı piyasada daha kolay yer edinebilmek için faydalı ve yerinde bulabilir. Ama İdaş gibi köklü bir firmanın buna neden ihtiyaç duyduğu tam bir muamma.
Ünlü tv eleştirmeni Cengiz Semercioğlu Hürriyet gazetesindeki “Eski diziler reklam olur” başlıklı yazısında şöyle diyor :
“Eski televizyon dizilerini reklamlara uyarlamak son moda oldu. Son olarak İdaş da tüketicilerinin karşısına 90'lı yılların başında yayınlanan sevimli uzaylı Alf'in başta savma bir uyarlaması ile çıktı. Çirkin yaratığın adını da Şadi koymuşlar! Alf nerede Şadi nerede?..” Semercioğlu son cümlesinde, “ Yaratıcılık konusunda sadece yerli dizi senaristleri zorlanmıyor anlaşılan, reklam yazarları da aynı dertten muzdarip.” şeklindebir ifade kullanarak reklamlardaki yaratıcılığa yönelik daha derin ve sektörel bir eleştiri getiriyor.
Nostaljik bir kahramana atıfta bulunma fikri bilinçli yapılmış ve bu amaçla firmanın bir duayen olduğu ve sektördeki tecrübesini anımsatmaya bir diğer deyişle firmanın rölansman kampanyasına gittiği düşünülürse belki Şadi fikri daha mantıklı bir temele oturtulmuş ve iyi düşünülmüş olabilir. Ancak böyle bir beyin fırtınası sonucunda reklam hedefine ulaşılması düşünülmüşse, bu oldukça zor görünüyor. Bence kimsenin ne bu kadar vakti ne de sabrı var. Biz yine de insaflı davranarak tüm kapıları açık bırakıyoruz. Ancak tüketim toplumunda yaşadığımız ve her an her şeyin değişebildiği, kıyasıya rekabetin sürdüğü, dikkatin ise anlık olduğu düşünülecek olursa bu çabanın da sonuçsuz kaldığı ortada.
Taklitler asıllarını yaşatmaktan öteye gidemez. Bu sözün bir klişe olmasına karşın gerçekten de Alf'i hortlatmaktan öteye gidemeyen bu reklam kampanyası birçoğumuz için yalnızca ilgi çekmeye yönelik bir çalışmadan ibaret.