» Ege-Serdem Mağazaları  Osman Yiğit


BEKLENTİMİZ EFEKTİF TALEP

“Beklediğimiz minumum seviyedeki hareketlilik bile bazen kendini göstermeyince, diyoruz ki para piyasanın hareketliliği için yeterli bir ölçüt değil.”


10 yıldır Yataş'la birlikte çalışıyorum. Koç ve Vestel grubunda profesyonel olarak on yıl kadar satış yöneticiliği yaptım. Ümraniye'de iki ayrı noktada Serdem ve Ege mağazaları olarak tüketiciye hizmet veriyoruz. Sektörle ilgili iyimser sözler etmek biraz zor. Aslında sektöre dayanıklı tüketim malları olarak bakıyorum. Beyaz eşya sektörüyle atbaşı giden bir sektör. Bizim o sektörle örtüşmeyen tek yanımız sezonlarımızın farklı zamanlara denk düşmesidir. Onun dışında uygulamalar, biçim koşulları ve finansman olmak üzere birçok konuda uyuşuyor. Ekonomik krizi Yataş özelinde bayağı hırpalanarak geçirdik, bizim sektördeki diğer markalardan çok bariz farklılıklarımız var. Bir de Ümraniye özelinde daha farklı problemlerimiz de var. Bizim burada insan profilimiz ile sattığımız marka örtüşmüyor tabiri caiz ise biz biraz müslüman mahallesinde salyangoz satıyoruz(!)

KALİTENİN DE BİR BEDELİ VAR
Üç yıldır bütün sektörlerin işportaya düştüğü, yaşam kalitesinin ucuzladığı, insan ilişkilerinin farklılaştığı, insanların işlerini kaybettiği veya işi olanların işlerinin bozulduğu bir süreç yaşadık. Böyle bir dönemde, içinde bulunduğu sektörün iddialı bir markası olmanın bedeli biraz daha ağırdı. Çünkü biz biraz da pahalı bir ürünüz ama kalitenin de bir bedeli var. Salı pazarında bile işlerin dibe vurduğu bir dönemde, bizim fecaatli işler yapmamız normal olarak beklenemezdi. Bununla birlikte biz birebir krize uygun şekilde ucuzlayıp, ürün gamımızı ona göre değiştirip, farklı konseptlerle hareket edemedik. Bu çok kolay bir şey mi? Bilemiyorum olayın üretim yönü çok da basit olmasa gerek; ama rekabet buna bizden daha çabuk ayak uydurdu. Kriz de bu olaya tuz biber ekti. Yine üretimle, mal akışının sağlanamamasıyla ilgili ciddi problemlerimiz oldu. Biz marka olarak yatak ve ev tekstilinde iddialı bir markayız, şu an güncel bir ürünümüz var baza. Bunun dışında olayı tamamlayan iki grup daha var oturma grubu, kanepeler ve modüler mobilya.

KALELERİ KORUMAK ÇOK ÖNEMLİ
Bizler işimizin özelliği açısından özellikle modüler mobilya ve oturma grubu açısından büyük mekanlar işgal eden işletmeleriz. Büyük mekanların da büyük bedelleri var, bu bedelleri böyle olağanüstü dönemlerde ödemek problem. 2000 yılında piyasanın zirve yaptığını, bir daha o günlerin olamayacağını, geri gelemeyiceğini veya çok uzun zaman sonunda görebileceğimizi açıkcası kestiremedik. Bu konuda kendimize haksızlık etmek istemiyorum, bunu kimse kestiremedi diye düşünüyorum. Ülke çok derin bir boşluğa düştü, çünkü üç yıldır krizin içinde olmamıza karşın, şu an bulunduğumuz kaleleri korumak çok önemli. Bu durumun bize maliyetleri ne oldu? İşin içyüzüne baktığımız zaman çok sevimsiz şeyler var. Bırakın işle ilgili gereken motivasyonu, moraliteyi kendi adıma sağlığımızdan olduk diyebilirim. Ciddi oranda problemler yaşadık, ödemelerle ilgili, işgal ettiğimiz mekanların sabit giderleriyle ilgili. Bir de ekstra bir durumumuz var biz krizin başında kendimize göre ciddi bir işletme tesis etmiştik. Diğer mağazamız 900 m2, biz işimize çok idealistçe başladık. Buna kişisel deneyimimiz de, birikimimiz de yeterliydi. Bu anlamda, on yılımızı verdiğimiz bir markaya layık, bize yakışan bir hizmet verelim istedik. Personel seçiminden, mağaza dizaynına kadar, güzel şeyler yaptık. Ama insanların temel problemlerinin ağırlaştığı ya da yoğunlaştığı dönemlerde, güzellikler insanları pek ilgilendirmiyor. Özellikle estetik anlayışın ve algının çok gelişmediği semtlerde. Bulunduğumuz bölge büyük bir pazar sırf bunlara istinaden yatırımlar yapıldı hep işletmeci gözüyle baktık.

ÜMİTLİ OLMAK İSTİYORUZ
Yaşadığımız bu olumsuzluklara rağmen hâlâ yanlış yaptık demek benim içimden gelmiyor. Çünkü biz on yıllık bir birikimin ve deneyimin günbegün nabzını tuttuğumuz bir damarın üzerine yatırımımızı yaptık. Gönül isterdiki çok farklı şeyler olsun, artık bir final olur, bizim için iyi olur diye düşünüyorduk, oysa tam tersi oldu bizim için işkenceye dönüştü. Her şeye rağmen bizim için sezonun başı, yine bahar, yine havalar ısınacak, yine böyle insanlardan biraz ümitli olmak istiyoruz. Kendimize psikolojik anlamda yaptığımız motivasyonlar, sadece bizlerle sınırlı kalıyor. Yine her altüst oluşun maliyeti de üç aydan, altı aya kadar değişebiliyor. İdealistçe düzenlediğimiz iş yaşamında işgal ettiğiniz noktanın-mekanın hakkını vermek durumundayız. Bizim marka olarak yaptığımız işi ilgilendiren ürün eksiklerimiz var, özellikle modüler mobilyada, oturma gruplarında sattığımız ürünlerin birebir bulunuduğumuz yere hitap etmemesi gibi şeyler var. Sonuçta burası çok yoğun bir pazar , bu pazarın tamamı değil de yüzde on beşi, yüzde yirmisine hitap etsek bile bu bizim için çok tatminkâr bir çalışma olabilir. Bu geçtiğimiz süreç çok uzun bir süreçti. İnsanlar 1999 depreminden sonra üzerinede bu kriz eklenince çok tuhaf oldular; bu tuhaflık gelir grubu, eğitim seviyesi belli noktalara ulaşmamış semtlerde daha hasarlı geçiyor. Alınan darbe daha şiddetli oluyor, düzelme süreci daha ağır geçiyor.

BEKLENTİMİZ EFEKTİF TALEP
Şu an geldiğimiz aşamada olay hâlâ tatminkâr olmaktan çok uzak. Bu da bizim stres katsayımızı artırıyor, işimize karşı olan mücadele azmimizi ve motivasyonumuzu ve birçok moral değerlerimizi etkiliyor. Son bir aydır yine her şeyin üzerinde sanki yeterince şey yaşamamışız gibi birde bu savaş etkeni vardı. Daha çok belirsizlik, karambol, kaos, karmaşa var ve bunlar bizim beklediklerimizin ve görmek istediklerimizin çok ötesinde. Bizim beklentimiz efektif talep, cebinde parası olan insanların ortaya çıkıp, alışveriş yapmalarıdır. Ama görüyoruz ki para bazı şeyler için yeterli değil. Evet bir para problemi var para ortaya çıksın, her şey normale girsin diye bir derdimiz yok. Asgari ölçülerde işimizi götürebilmek adına, bazı şeylerin de asgari ölçüde olması gerekiyor sonuçta yaşam durmuş değil. Beklediğimiz minumum seviyedeki hareketlilik bile bazen kendini göstermeyince, diyoruz ki para piyasanın hareketliliği için yeterli bir ölçüt değil. İnsanların morallerinin, güvenlerinin yerinde olması gerekiyor. Günlük iklimsel değişikliklerin bile farklılık gösterdiğini görüyoruz; bundan üç-beş yıl önce bu kadar değildi. Hava yağıyor olabilir, açık olabilir, kapalı olabilir, sizin bir standardınız vardır yüzde on sapmayla bunu gerçekleştirisiniz. Şu anda öyle değil, anlık, saatlik, günlük, haftalık ama asla bunların üzerinde değil. Yani on gün süren bir istikrar yok, üç gün bir şeyler yapıyorsunuz bir gün oturuyorsunuz.

KRİZE HAZIRLIKSIZ YAKALANMAK
Bu sektörde uzunca bir süre bulunduğum için olaylara istesem de ara çözümlerle, mikro seviyede, kişi, departman ve ürün bazında bakamıyorum. Yani insan sonuçta olaylara nasıl bakıyorsa kendini o şekilde ifade etmesi lazım . Bildiğim bir şey var oda Yataş'ın kirzde iyi bir sınav veremediğidir. Bunun krize hazırlıksız yakalanmakla ilgili, borçlu yakalanmakla ilgili, ya da yatırım halinde yakalanmakla ilgili nedenleri olabilir. Bu yönleri bana henüz açık değil. Ben sadece bunları acaba nedendir diye düşündüğümde aklıma gelen şeyler. Çünkü benim için hayati derecede önemi olan yatırımın krizin arefesinde firmamın da yönlendirilmesiyle burda gerçekleştirdim ama benim için kabus oldu. Oynadığımız oyunun içinde bu yok mu? var. Ticaret yapıyoruz sonuçta, ben olaylara asla duygusal bakamayacak kadar deneyimli bir insan olduğumu düşünüyorum. İş yaşamında hele hiç böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum. Moral değerlerimizin üzerindeki olumsuzluk, artı kısmen sağlığımızdan olduk derken de: "Yahu çok sevdik de karşılığını bulamadık(!)" anlamında bir serzeniş anlaşılmasın. Ben ticari prensiplerimden hiç kimse veya bir kuruluş için taviz vermeyecek yapıda birisiyim.

UMULMASI GEREKENİN ÖTESİNDE
Bunun böyle olması gerektiğine de inanıyorum. İş yaşamında en önemli unsurun -Türkiye'de bunu çok fazla ve güzel örnekleri olmamakla beraber- kurumsallaşmak olduğuna inanıyorum. Kurumsallaşmak tesadüfen olmuyor. Olmazsa olmaz kurallarınız vardır ve okurallar belli bir süzgeçten geçirilerek, belli yılların sonucunda oluşmuşlardır ve bedeli ödenmiş kurallardır. Bunların üzerinde durursunuz piyasa da sizi doğrular bu anlamda onlar daha bir sertleşir, olgunlaşır ve ortaya ticari prensipler çıkar. Bu da beraberinde kurumların tesisinde faydalı olur. Sektör olarak insan kaynakları açısından şanssız bir sektör olduğunu düşünüyorum. Bunu da sektörün kısa bir sürede umulanın ve umulması gerekenin çok ötesinde bir noktaya gelmiş olmasına bağlıyorum. Sektör 1994 krizinde büyümüş ve patlamış sektördür. 2003 yılındayız, 2000 yılında zirve, 2001-2002 yılında da dip yapmıştır. Bu kadar kısa süre içinde hem bu kadar büyüme hem de dibe vurma, yani bunlar yedi-sekiz yıl içinde rüzgar yelkenleri doldururken bunu altyapısı hazırlanabilir miydi? Rekabetin önü kesilebilir miydi? Veya bizim 1998-99 yıllarında bir konumumuz vardı, on yıldır bu işi yapıyorum derken, bu sektörün vasat durumunu da biliyorum. Patladığı dönemde de bu sektördeydim, zirvesini de yaşadım. O yedi-sekiz yıllık süre, bazı isabetli kararlarla ilgili yeterli bir süreydi aslında. İnsan kaynakları, pazarın ele alınmasında, finans ve uygulamalar açısından söylüyorum, yani dayanıklı tüketim sektöründeki beyaz eşya firmalarının dümen suyunda gidilerek bu buralara gelindi.
Bir müşteri portföyü vardı orta yerde, kredi ve risk problemleri yoktu. Beyaz eşya sektörünün elli yılda geldiği yere biz yedi yılda geldiğimizi sandık. Ama böyle bir şey yok bu işler o kadar kolay olmuyor. Sonuçta 1999 yılında sektörün lideriyken, 2000 yılında yarıştan neden kopulduğunu, şu an sektörün neresinde olduğumuzun nedenlerine bakmak lazım. Üç yıla bakıldığında görebildiğimiz birtakım konular var bu konuda yoruma da gerek yok. Sıradan bir insanı çevirip "Sektördeki markalardan hangisini tanıyorsunuz ve hangisini satın almayı tercih edersiniz?" diye sorduğunuzda, bu yanıtları onlardan bile alabilirsiniz.

ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ
Şu an Yataş'ın sattığı ana kalemler ile ilgili taviz vermediği ya da benim öyle düşündüğüm kalite faktörü, bizim kriz sürecinde belli bir noktayı tutmamıza ve bu krizi rahatlıkla aşmamıza yeterli olmadı. Mamül gamının genişlemesi gerekiyordu genişliyemedi. İşgal ettiğimiz mekanlada serisi bozuk ya da eksik mallarla başbaşa koca bir iki yıl geçirdik. Bu arada "Atı alan Üsküdar'ı geçti." ne ile geçti? Hak ederek mi geçti? Nasıl oldu? İşte bunlar hep bir tartışma konusudur. Her şeyin ucuzladığı bir ortamda ben kaliteliyim, ben şu veya bu markayım deyip de bir konumu korumaya çalışmak yeterli olmuyor. Altenatif uygulamalar, ürünler üretmek gerekiyor. Birinci derecede rakibe bakıyorum, ürün gamını genişletmekten başka bir şey yapmamış, artı üretim kapasitesi bağlamında bizim ana kalem malımızın üzerinde bir de tesis sığdırmış bu krizin içerisine. Dolayısıyla her işletme için personel sirkülasyonuyla ilgili kazanımlarımız işin içinde yetişdirdiğimiz sekiz-on tane elemanımız vardı, bunlar yitirildi, işletmenin özkaynakları eridi. Kurumlaşacağız, başka sektörlere bakacağız , işimizde yayılacağız derken bir de baktık ki 1994 yılındaki başladığımız noktaya dönmüşüz. Ne kadar rasyonel ne kadar profesyonel bakarsanız bakın, insan bunun hesabını kendine veremiyor.
 

 

 » Ana Sayfa